|
YMM Şükrü ŞENALP
07 Ocak 2006
Örtülü Kazanç, Transfer Fiyatlandırması ve İlişkili Taraf Kavramları...
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
Küreselleşme
ile birlikte ülkelerin vergi sistemleri yeni olgularla
karşılaşmaktadır. Çok uluslu şirketler her zamankinden daha etkili bir
şekilde küreselleşmenin getirdiği olanakları kullanarak ülkelerin vergi
gelirlerini aşındırmakta, kendilerinin karlarını maksimize etmekte ya
da zararlarını en aza indirmektedirler. Vergi gelirlerinin aşındırması
yöntemlerinden biri örtülü kazanç ve örtülü sermaye yoluyla kazancın
yüksek vergi oranlarına sahip ülkelerden düşük vergi oranlı ülkelere
aktarılmasıdır.
Konu
uluslararası literatürde transfer fiyatlandırması ve zayıf/gizli
sermaye olarak tartışılmaktadır. Konu ile ilgili olarak ABD başı
çekmekte, OECD düzenlemelerini etkilemektedir. Dünya ticaretinin
arttırılması ve serbestleştirilmesi konusunda çalışmalar yapan OECD,
bütün ülkelerin sistemlerinin uyumlaştırılması için önerdiği Çifte
Vergilendirmeyi Önleme Anlaşma Modelinde ve Transfer Fiyatlandırma
Rehberinde, yeknesak ve tavsiye niteliğinde kurallar getirmiştir. Diğer
ülkeler OECD düzenlemeleri çerçevesinde kendi iç mevzuatlarını
uyumlaştırmaktadırlar. Avrupa Topluluğu üyeleri de benzer bir tutum
takınmaktadırlar.
Ülkemiz
ise yarım asırlık Kurumlar Vergisi Kanunundaki örtülü kazanç ve örtülü
sermaye müesseselerini hem tam mükellef kurumlara hem de dar mükellef
kurumlara uygulamaktadır. Diğer taraftan, OECD Modeli esas alınarak
imzalanan Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmalarıyla Türkiye, batı
ülkelerinin benimsedikleri kuralları kendi iç mevzuatının bir parçası
yapmaktadır.
Transfer Fiyatı
Transfer
fiyatı veya işletme-içi fiyat, bir işletmenin bir biriminin bir
diğerine aktardığı mal ve hizmetlere uygulanan değerleme veya fiyattır.
Aralarında mal veya hizmet alışverişi bulunan birimlerin kar
sorumluluğu yoksa, yani bu birimler maliyet merkezleri ise transfer
fiyatları olarak genellikle maliyetler kullanılır. Bu uygulama maliyet
merkezi kavramı ile tutarlı bir çözümdür. Çünkü bir maliyet merkezi
yöneticisi, maliyet merkezine yüklenen maliyetlerin hesabını, dönem
sonu stoku ve bir diğer maliyet merkezine (veya ambara) aktardığı
üretimin maliyeti toplamıyla verir.
Bir
işletmede kaynakların ekonomik dağıtımı (işletme varlıklarının elde
edilmesi ve kullanım alanlarının saptanması) ile ilgili kararlar,
maliyetler yanında gelirler (hasılat) ile ilgili bilgileri de
gerektirir. Maliyet merkezleri yöneticilerine gelirlerle ilgili
sorumluluk verilmemesinin temel nedeni, bu yöneticilerden kaynak
dağıtım kararları vermelerinin beklenmemesidir. Bu kararlar merkezi
yönetim tarafından verilir. Merkezkaç yönetime sahip bölümsel bir
örgütte ise, bölümlerin (kar veya yatırım merkezlerinin)
yöneticilerinden, kaynakların ekonomik dağıtımı ile ilgili kararlar
vermeleri beklenir. Bu nedenledir ki, bölüm yöneticilerine, maliyetler
yanından gelirler ile ilgili sorumluluklar da verilir. Aralarında mal
ve hizmet alışverişi bulunan bölümler açısından transfer fiyatı
önemlidir, çünkü bu fiyat, mal ve hizmeti sağlayan bölüm için bir
gelir, alan bölüm için ise bir maliyet oluşturur. Maliyetleri ve
gelirleri etkilediği içindir ki, transfer fiyatı, bölüm yönetimlerinin
kaynaklarının dağıtımıyla ilgili kararlarını etkiler.
Transfer fiyatlaması yöntemleri:
Literatürde önerilmiş veya uygulamada denenmiş çeşitli transfer
fiyatlaması yöntemleri mevcuttur. Bu yöntemlerin başlıcaları şunlardır:
1) Marjinal maliyet yöntemi
2) Pazar fiyatı yöntemi
3) Pazarlık yöntemi
4) Tam maliyet yöntemi
5) Kar paylaşma yöntemleri
6) Çift fiyat yöntemi
Merkezkaç yönetime dayanan bölümsel bir örgütte, transfer fiyatının,
amaç uyumluluğuna ek olarak iki ölçütü daha karşılaması gerekir.
Bölümsel başarının ölçülmesi ve bölümsel otonomi. İdeal durum, her üç
ölçütü de birlikte karşılayabilen transfer fiyatlarının saptanıp
kullanılmasına olanak veren koşulların bulunmasıdır.
Transfer Fiyatlandırması ve Örtülü Kazanç Kavramları
Uluslararası
literatürde oldukça fazla tartışılan İngilizce Transfer Pricing
kavramı, Türkçe'ye Transfer Fiyatlandırması olarak çevrilmektedir.
Transfer fiyatlandırması (Transfer Pricing), birbiriyle bağlı
şirketlerin kendi aralarındaki mal ve hizmet alım ve satımlarında veya
benzeri ticari işlemlerinde uyguladıkları fiyatlardır. Benzer şekilde
"...transfer fiyatlandırılması, bir işletmenin gelir-gider veya kar
paylaşımı olarak bağıntılı olduğu, kar paylaşımı açısından aynı çıkar
birliğine dahil olan, ana şirket veya alt şirketlerle veya yönetim ve
denetimi itibariyle hakim durumda olduğu ortaklık, iştirak ve
şubeleriyle, karşılıklı olarak mal ve hizmet sunumunda uygulanan
fiyatlama olarak tanımlanabilir."
Kavram
vergi muhasebesi açısından, çok uluslu şirketlerin karlarını, değişik
ülkelerde bulunan ana ve bağlı şirketleri arasında kaydırarak, vergiden
kaçınmayı sağlayan bir yönetim ve muhasebe tekniği şeklinde
tanımlanabilir.
Satıma
konu mal veya hizmet bir şirket veya şirket içindeki bir bölüm için
çıktı, buna karşılık aynı çıkar birliği içindeki diğer bir şirket veya
aynı şirketin diğer bir bölümü için girdi niteliğindedir.
Transfer
fiyatlandırması kavramının Türk Vergi Hukukunda tam karşılığı
bulunmamaktadır. Buna rağmen, transfer fiyatlandırmasının emsallerinden
farklılık arz etmesi halinde, farklılıkların tanımlaması
KVK'nun
17 nci maddesinde düzenlenen örtülü kazanç kavramı ile yapılmaktadır.
Transfer fiyatlandırması aralarında değişik açılardan bağ bulunan
şirketler arasında mal ve hizmet alış verişlerinin nasıl olması
gerektiği yönünde temel prensipleri ortaya koyan olumlu bir kavramdır.
Örtülü kazanç kavramı ise hangi tür ilişkilerin vergi hukuku açısından
kabul edilmeyeceğini tanımlamaktadır.
Transfer
fiyatlandırması ile örtülü kazanç kavramları bir arada
değerlendirildiğinde, emsallerine uygun olmayan transfer
fiyatlandırmaları örtülü kazanç olarak mütalaa edilebilecektir. Diğer
bir deyişle örtülü kazanç, transfer fiyatlarının kötüye kullanılması
olarak değerlendirilebilir.
Vergi
rekabeti ülkelerin sermaye çekmek amacıyla tanıdıkları vergisel
teşviklerin diğer ülkelerin vergi tabanlarında aşınmaya neden
olmasıdır. Sermaye hareketlerindeki liberizasyonun A.B. yi büyük bir
vergi cennetine dönüştüreceği endişesi yaşanmaktadır. Bu süreç;
finansal sermaye üzerindeki vergi yükünü hafifleterek küçük ülkelere
diğer ülkelerden kaynak akışı temin etme yönünde yararlı olurken, büyük
ülkeler açısından da vergi kaybı doğurduğu açıktır.
Belçika, 1982 yılında ilk özel vergi rejimi uygulayan ülkedir. Çok
uluslu finansal şirketlerin Avrupa ‘da en rağbet ettiği ülke iştirak ve
temettülerin yurtdışına transferi vergi dışı olduğu için Lüksembourg'
dur. Hollanda sınırları içinde kurulmuş çok uluslu finans şirketleri
için 1997' de özel vergi rejimi kabul etmiştir. Portekiz özel
bölgelerde yerel idarelerin kontrolünde otonom vergi sistemleri
uygulamaktadır. İrlanda bankacılık, sigortacılık gibi akışkan
faaliyetleri yürüten yabancı kuruluşlara 2005 yılı sonuna kadar sürecek
olan %10 luk oran (normal oran %32) uygulamaktadır. İspanya' da A.B.
ülkesi şirketler ile uluslar arası holding ve finansman şirketlerinin
avantajlı vergi rejimine tabi tutulmaları söz konusudur. Ayrıca
İspanya, Kanarya Adaları'nın ekonomik gelişimini desteklemek amacıyla
ZEC serbest bölgesinde -İspanya'ya yerleşmiş olmayan kişilere mahsus -
%35 yerine % 1 vergi oranı uygulamaktadır. İngiltere 1979 yılında döviz
işlemleri üzerindeki denetimi kaldırdıktan sonra gelir ve kurumlar
vergisi oranlarında indirime gitmiş, 1984'te de yabancı firmaları
kontrol kurallarını kanunlaştırmıştır. Almanya ise 1990lı yıllarda %
60 olarak uyguladığı kurumlar vergisi oranını 2002 yılında kademeli
olarak %38 e kadar indirmek zorunda kalmıştır.
Bu
durumu bertaraf etmek için A.B. içinde vergi ahenkleştirilmesi
uygulaması gündeme gelmiştir. Ancak vergi rekabeti açısından avantajlı
ülkeler bu duruma karşı çıkmaktadırlar.
Zararlı
vergi rekabetinin önüne geçilmesi yolunda AB etkin bir statüye
sahiptir. AB Adalet Mahkemesinin vereceği kararlar yavaş da olsa AB
üyesi ülkeler arasında yaptırım gücüne sahiptir.
Ülkeler;
çeşitli konularda ve bölgelerde uyguladıkları vergi muafiyetleri
sınırlandırmalı, karşılıklı olmak şartıyla uluslararası işlemlerle
ilgili bilgi alışverişini kısıtlayıcı işlemleri ortadan kaldırmalıdır.
Uluslararası çifte vergilendirmeyi önleyici anlaşmalar yapılmalıdır.
Buna ilaveten vergi cennetleriyle çifte vergilendirmeyi önleyici
çalışmalar yapılmamalıdır.
Transfer
fiyatlaması konusunda atılması gereken ilk adım ülkelerin üzerinde
anlaştıkları transfer fiyatlama kurallarının uygulanmasıdır. Bu konuda
OECD nin önerdiği model ise, emsal fiyat ilkesidir. Bu ilkeye göre
transfer fiyatı içerilen 2 şirket aynı şirket yapısının bir bölümü
değil gerçekten 2 ayrı şirketmiş gibi olacak olan fiyatın aynısı
olmalıdır.
Yeni
Kurumlar Vergisi Kanunu'nda çok önemli değişiklikler ve gelişmeler yer
almaktadır. Bunlardan bir tanesi de mevcut Kurumlar Vergisi Kanunu'nun
17. Maddesinde düzenlenmiş olan "Örtülü Kazanç" ile ilgili Maddeye
yönelik değişikliklerdir. Aslında söz konusu Madde, ruhu itibariyle
değiştirilmemiş "Transfer Fiyatlandırması" başlığıyla yeniden kaleme
alınarak "Transfer Fiyatlaması Yoluyla Örtülü Kazanç Dağıtımı" konusu
daha kapsamlı ve açık ifadelerle anlatılmıştır. Yeni Maddenin metni
genel olarak, Türkiye'nin üye olduğu OECD'nin Çok Uluslu Şirketler ve
vergi idareleri için 1995 yılında bir rapor çalışması şeklinde
yayımlamış olduğu genel transfer fiyatlandırma prensipleri ile uyum
halindedir. Bu çerçevede, Madde metninde yeni tanımlar yapılmış ve
halihazırdaki Kanun Maddesinde de ifade edilen bazı kavramlar bu defa
teknik terim olarak açıklanmıştır.
Yeni Kurumlar Vergisi Kanunu (K.V.K.), üç ana kısımdan oluşmaktadır :
- Birinci Kısım : Tam Mükellef Kurumlarda Vergilendirme
- İkinci Kısım : Dar Mükellef Kurumlarda Vergilendirme
- Üçüncü Kısım : Ortak Hükümler ve Geçici Maddeler
Yeni
K.V.K.'nda, özellikle çokuluslu ve Türkiye'de faaliyet gösteren
yabancı sermayeli şirketler için önem arz eden yeni düzenlemeler ve
değişiklikler, ana başlıklar itibariyle aşağıdaki gibidir :
Yabancı iştiraklerden elde edilen iştirak kazançlarının kurumlar vergisinden istisnası ile ilgili yeni düzenlemeler :
Türkiye'de faaliyet gösteren şirketlerin kanuni veya iş merkezi
Türkiye'de bulunmayan anonim ve limited şirket niteliğindeki
şirketlerin sermayesine iştirak dolayısıyla elde ettikleri iştirak
kazançlarının kurumlar vergisinden istisna olabilmesi için gereken
şartlarda bazı değişiklikler yapılmıştır.
Vergi mevzuatımıza "Kontrol Edilen Yabancı Şirket" - "KEYŞ"("Controlled Foreign Company" - "CFC") kavramı :
Yurt dışı iştirakleri olan Türk şirketleri açısından bu kavram önem
taşımaktadır. Yeni K.V.K.'nda yer alan bu yeni düzenleme ile
uluslararası vergi uygulamaları çerçevesinde, ticari veya sınai
mahiyette olmayan yatırımlarını yurt dışında düşük vergi oranlı
ülkelere yönlendiren mükellefler ile Türkiye'de yatırım yapan
mükellefler arasında oluşan vergi eşitsizliğinin ortadan kaldırılması
mümkün olabilecektir. Kurumların, Türkiye'de yerleşik kurumlardan elde
ettikleri iştirak kazançları kurumlar vergisinden istisna olmakla
birlikte, yurt dışındaki kurumlardan elde edilen iştirak kazançları
için istisna, belli şartların sağlanması halinde uygulanmaktadır (Bkz
:5228 sayılı Kanun ile 1.1.2005 tarihinden itibaren yürürlüğe girmek
üzere K.V.K.'nun 8. Maddesine eklenmiş bulunan 9., 10. ve 11. bentler
ile bu bentlere ilişkin eklenmiş fıkralar). "KEYŞ" kavramı ve ilgili
yeni düzenlemelerin getirilmesi ile, belirli şartları sağlayan yurt
dışı iştiraklere yatırım yapan kurumlar vergisi mükelleflerinin, yurt
dışı iştirakleri karlarını fiilen dağıtmasa bile vergisel açıdan
dağıtmış kabul edilerek bu iştiraklerinin gelirlerinin Türkiye'de
kurumlar vergisine tabi tutulması söz konusu olabilecektir. Bu yeni
düzenleme ile bu konudaki uluslararası vergi uygulamaları ile de uyum
sağlanmış olacaktır.
Büyük yatırımlarda vergi indirimi yapma imkanı getirilmiştir :
Aşağıda sayılan alanlara yönelik olarak belli tutarların üstünde ve
belli şartları sağlayan yatırımlar yapacak olan tam ve dar mükellef
kurumlar Maliye Bakanlığı ile düzenleyecekleri ve Bakanlar Kurulu'nca
onaylanacak sözleşmede taahhüt ettikleri şartları yerine getirmeleri
şartıyla, belirlenen indirimli vergi oranlarından
yararlanabileceklerdir :
- istihdam ve ihracatı arttırmaya yönelik yatırımlar,
- mahsul ve ürünleri ıslaha yönelik yatırımlar,
- yeni teknolojiye yönelik araştırma-geliştirme yatırımları,
- Türkiye'nin turizm kapasitesini arttırmaya yönelik yatırımlar,
- Petrol Kanunu ve Maden Kanunu'na göre yürütülen arama ve sondaj
faaliyetlerine yönelik yatırımlar,
- Madenlerin işletilmesine yönelik yatırımlar
Bu
çerçevede, istenen şartların sağlanması kaydıyla, gerek kurumlar
vergisi gerekse gelir (stopaj) vergisi oranlarında %90'a kadar indirim
imkanı tanınması söz konusu olabilecektir.
Geriye doğru mali zarar aktarımı mümkün olabilecektir :
Hali hazırdaki K.V.K. düzenlemelerine göre, mali zararlar 5 yıl
ileriye taşınabilmekte, ancak mali zararların geriye taşıma imkanı
bulunmamaktadır. Yeni düzenlemelerle mükellefe, - istediği takdirde - geriye doğru 1 yıl mali zarar aktarımı imkanı
getirilmesi planlanmaktadır. Geriye doğru nakledilen zararlar, mahsup
edilecek geçmiş yıl zararları gibi işleme tabi tutulacaktır.
"Transfer Fiyatlandırması" : Mevcut K.V.K.'nun "Örtülü Kazanç" hakkındaki 17. Maddesi "Transfer Fiyatlandırması"
başlığı ile yeniden düzenlenmiştir. Söz konusu yeni düzenlemeler,
tamamıyla OECD'nin 1995'te yayımlanmış bulunan Transfer Fiyatlandırması
ile ilgili kavram ve metotların açıklandığı rapora dayalıdır. Böylece,
uluslararası vergi uygulamalarında 1995'ten beri genel kabul gören ve
çeşitli Avrupa ülkeleri ve A.B.D.'de zaten uygulanmakta olan ancak
bizim mevzuatımızda hiçbir şekilde tanımlanmadığı için şimdiye kadar
uygulanamamış metotlar, bu konuda getirilen yeni düzenlemelerle yakın
bir zamanda artık uygulanabilir hale gelecektir.
Transfer fiyatlandırması yoluyla dağıtılan kazançlar kurumlar vergisine tabi olacaktır :
Halihazırda mevcut K.V.K.'nun 15. Maddesinin 3. bendine göre sermaye
şirketlerince dağıtılan "örtülü kazançlar" kurumlar vergisine tabidir.
Yapılan yeni düzenlemelerle "Örtülü Kazanç" kavramı "Transfer
Fiyatlandırması" çerçevesinde tanımlanmış ve yeniden düzenlenmiş olduğu
için ; bu yeni düzenlemeler çerçevesinde, bundan böyle "sermaye şirketlerince transfer fiyatlandırması yoluyla dağıtılan kazançlar" vergiye tabi olacaktır.
"Örtülü Sermaye" sayılma koşulları ile ilgili detaylı açıklamalar ve bazı değişiklikler yapılmıştır: Yeni K.V.K. düzenlemelerinde, "Örtülü Sermaye" sayılma koşulları daha somut olarak açıklanmış ve bu çerçevede ; "Ana Ortak" ; "Ana Ortakla İlişkili Kişi" kavramları tanımlanmıştır. Borç / Özsermaye oranı, uluslararası genel kabul görmüş uygulamalar çerçevesinde "üç" olarak
belirlenmiştir. Şimdiye kadar mevzuatımızda hiçbir şekilde açık bir
biçimde belirtilmemiş bu oran, aslında uzun zamandan beri belli Avrupa
ülkelerince kabul edilerek uygulanmakta olan bir orandır. Bu konuda
getirilen yeni düzenlemelerle ; ilişkili kişilerin sağladığı a) "nakdi teminat" karşılığında, b)"gayr-i nakdi teminat" karşılığında üçüncü kişilerden temin edilen krediler, "Örtülü
Sermaye" sayılıp sayılmama açısından ayrı ayrı değerlendirilmiştir.
Buna göre, kurumların ana ortaklarının veya ana ortaklarının ilişkili
olduğu kişilerin sağladığı gayr-i nakdi teminatlar karşılığında üçüncü
kişilerden temin edilen borçlanmalar örtülü sermaye sayılmayacaktır.
İlişkili kişilerin sağladığı nakdi teminat karşılığında üçüncü
kişilerden temin edilen borçlanmalar ise örtülü sermaye kapsamında
değerlendirilecektir. Öte yandan, ticari teamüllere uygun olarak,
ilişkili kişi ve kuruluşlarla cari hesap ilişkisi içinde yürütülen mal
ve hizmet alımlarından kaynaklanan borçlar da örtülü sermaye
sayılmayacaktır. Böylece, transfer fiyatlandırması kurallarına ve
ticari teamüllere uygun olarak grup şirketlerinin birbirleriyle vadeli
mal ve hizmet alışverişinde bulunmalarına imkan sağlanmış olacaktır.
Konsolide Kurumlar Vergisi Beyanı Yapabilme İmkanı : Tam
mükellefiyete tabi kurumlar ve bu kurumların, sermayesinin doğrudan
veya dolaylı olarak %90 ve fazlasına sahip oldukları diğer tam
mükellefiyete tabi kurumlar için aynı hesap dönemini kullanmaları
koşuluyla kazançlarını birleştirip konsolide kurumlar vergisi
beyannamesi ile beyan etmeleri imkanı getirilmiştir. Bu beyan usulünü
seçenler belli bir süre (Taslak metne göre 5 hesap dönemi) boyunca bu
usulden dönemeyeceklerdir.
İlişkili Taraf Açıklamalarına İlişkin Türkiye Muhasebe Standardı (TMS 24)
Konumuz
ile ilgili olarak İlişkili Taraf Açıklamalarına İlişkin Türkiye
Muhasebe Standardı (TMS 24) 31 Aralık 2005 CUMARTESİ - Sayı : 26040
Resmi Gazetede yayımlandı ve 31/12/2005 tarihinden sonra başlayan hesap
dönemleri için geçerli olmak üzere yayımlandığı tarihte yürürlüğe girdi.
Bu Standardın amacı;
bir işletmenin finansal durumunun ve faaliyet sonuçlarının, ilişkili
tarafların mevcudiyeti ile ilişkili taraflarla gerçekleştirilen
işlemler ve mevcut bakiyelerden etkilenebileceği olasılığına dikkat
çekmek için, işletmenin finansal tablolarının gerekli açıklamaları
içermesini sağlamaktır.
İlişkili taraf açıklamalarının amacı
İlişkili
taraf ilişkileri, iş ve ticaretin normal bir parçasıdır. Örneğin,
işletmeler çoğu kez faaliyetlerinin bir kısmını bağlı ortaklıkları, iş
ortakları ve iştirakleri üzerinden sürdürür. Bu koşullar altında,
işletmenin iştirak edilen işletmenin finansal ve faaliyet
politikalarını etkileme gücü; kontrol, müşterek kontrol veya önemli
etkinin varlığıyla gerçekleşir.
Bir
ilişkili taraf ilişkisi, bir işletmenin kâr veya zararı ve finansal
durumu üzerinde etkili olabilir. İlişkili taraflar, ilişkili olmayan
tarafların yapmayacağı işlemler içerisine girebilirler. Örneğin, ana
ortaklığına maliyet bedelinden ürün satan bir işletme, diğer bir
müşteriye aynı koşullarda satış yapmayabilir. Ayrıca, ilişkili taraflar
arasındaki işlemler ilişkili olmayan taraflarla yapılan işlemlerle aynı
tutarda gerçekleşmeyebilir.
Bir
işletmenin kar veya zararı ve finansal durumu, ilişkili taraf işlemleri
gerçekleşmemiş olsa bile ilişkili taraf ilişkilerinden etkilenebilir.
Yalnızca ilişkinin var olması bile, bir işletmenin diğer taraflarla
olan işlemlerini etkilemeye yeterli olabilir. Örneğin bir bağlı
ortaklık, aynı alanda faaliyet gösteren bir başka bağlı ortaklığın ana
ortaklığı tarafından satın alınması üzerine, daha önce ticari ilişkide
bulunduğu bir işletmeyle olan ilişkisine son verebilir. Alternatif
olarak, bir taraf diğer bir tarafın önemli etkisinden dolayı iş
yapmaktan kaçınabilir. Örneğin, bir bağlı ortaklığa araştırma ve
geliştirme faaliyetinde bulunmaması konusunda ana ortaklığı tarafından
talimat verilmiş olabilir.
Bu
nedenlerden dolayı, ilişkili taraflarla olan ilişkilerin, işlemlerin ve
mevcut bakiyelerin bilinmesi, finansal tablo kullanıcılarının,
işletmenin karşılaştığı riskler ve fırsatlar dahil olmak üzere,
işletmenin faaliyetleri hakkındaki yapılacak değerlendirmeyi
etkileyebilir.
Bu Standartta geçen terimlerin anlamları aşağıdaki gibidir:
İlişkili Taraf: Bir tarafın bir işletme ile ilişkili sayılması için:
(a) Söz konusu tarafın, doğrudan ya da dolaylı olarak bir veya birden fazla aracı yoluyla:
(i) İşletmeyi
kontrol etmesi, işletme tarafından kontrol edilmesi ya da işletme ile
ortak kontrol altında bulunması (ana ortaklıklar, bağlı ortaklıklar ve
aynı iş dalındaki bağlı ortaklıklar dahil olmak üzere);
(ii) İşletme üzerinde önemli etkisinin olmasını sağlayacak payının olması; veya
(iii) İşletme üzerinde ortak kontrole sahip olması;
(b) Tarafın, işletmenin bir iştiraki olması ("TMS 28 İştiraklerdeki Yatırımlar" Standardında tanımlandığı gibi);
(c) Tarafın, işletmenin ortak girişimci olduğu bir iş ortaklığı olması (bakınız: "TMS 31 İş Ortaklıklarındaki Paylar");
(d) Tarafın, işletmenin veya ana ortaklığının kilit yönetici personelinin bir üyesi olması;
(e) Tarafın, (a) ya da (d) de bahsedilen her hangi bir bireyin yakın bir aile üyesi olması;
(f) Tarafın;
kontrol edilen, ortak kontrol edilen ya da önemli etki altında veya (d)
ya da (e)' de bahsedilen her hangi bir bireyin doğrudan ya da dolaylı
olarak önemli oy hakkına sahip olduğu bir işletme olması; veya
(g) Tarafın,
işletmenin ya da işletme ile ilişkili taraf olan bir işletmenin
çalışanlarına işten ayrılma sonrasında sağlanan fayda planları olması,
gerekir.
İlişkili tarafla yapılan işlem :
İlişkili taraflar arasında kaynakların, hizmetlerin ya da
yükümlülüklerin bir bedel karşılığı olup olmadığına bakılmaksızın
transferidir.
Bir bireyin yakın aile üyeleri : İşletme
ile ilgili işlemler üzerinde etkisi olabilecek ya da işlemlerden
etkilenebilecek aile bireyleridir. Aşağıdakileri içerebilir:
(a) Bireyin eş ve çocukları;
(b) Bireyin eşinin çocukları ve
(c) Bireyin ya da bireyin eşinin bakmakla yükümlü oldukları kişiler.
Tazminat : "TFRS
2 Hisse Bazlı Ödeme" Standardına tabi olanlar dahil olmak üzere,
çalışanlara sağlanan bütün faydaları içerir ("TMS 19 Çalışanlara
Sağlanan Faydalar" Standardında tanımlandığı gibi). Çalışanlara
sağlanan faydalar, işletmeye sunulan hizmetler karşılığında işletme
tarafından ya da işletme adına ödenen, ödenecek olan ya da sağlanan her
türlü faydalardır. Ayrıca işletme ile ilgili ana ortaklık adına yapılan
ödemeleri de içermektedir. Tazminat aşağıdakileri içerir:
(a) Ücret,
maaş, sosyal güvenlik yardımı, ücretli yıllık izin, ücretli hastalık
izni, kârdan verilen paylar, ikramiyeler gibi fiilen çalışanlara
sağlanan kısa vadeli faydalar (eğer dönem sonundan itibaren on iki ay
içinde ödenecekse) ile fiilen çalışanlara sağlanan parasal olmayan
faydalar (sağlık imkanları, barınma, taşıt ve bedelsiz ya da indirimli
sağlanan mal ya da hizmetler gibi);
(b) Emeklilik,
diğer emeklilik faydaları, işten ayrılma sonrası hayat sigortası ve
sağlık imkanları gibi işten ayrılma sonrası sağlanan faydalar;
(c) Uzun
dönemli hizmet izni ya da ücretli izin, jübile veya diğer uzun süreli
hizmete bağlı faydaları, uzun vadeli iş görememezlik faydaları ve dönem
sonundan itibaren on iki ay içinde tamamı ödenmeyecek olan kârdan
verilen paylar, ikramiyeler ve ertelenmiş tazminatı içeren, çalışanlara sağlanan diğer uzun vadeli faydalar;
(d) İşten çıkarma halinde sağlanan faydalar ve
(e) Hisse bazlı ödemeler.
Kontrol : Bir
işletmenin faaliyetlerinden fayda sağlamak amacıyla, söz konusu
işletmenin finansal ve faaliyet politikalarını yönetme gücüdür.
Müşterek Kontrol : Bir ekonomik faaliyet üzerindeki kontrolün sözleşmeye dayalı olarak paylaşılmasıdır.
Kilit Yönetici Personel : İşletmenin,
(idari ya da diğer) herhangi bir yöneticisi de dahil olmak üzere,
faaliyetlerini planlama, yönetme ve kontrol etme yetki ve sorumluluğuna
doğrudan veya dolaylı olarak sahip olan kişilerdir.
Önemli Etki : Yatırım yapılan işletmenin finansal
ve faaliyetle ilgili politikaların belirlenmesi kararlarına katılma
gücü olup, bu politikalar üzerinde kontrol etme gücünü ifade
etmemektedir. Önemli etkiye, hisse sahipliği, esas sözleşme veya bir
anlaşmayla sahip olunabilir.
Her olası ilişkili taraf ilişkisi değerlendirilirken ilişkinin özü dikkate alınır, sadece yasal şekle bakılmakla yetinilmez.
Bu Standart kapsamında, aşağıdakiler ilişkili taraf olmak zorunda değildir:
(a) İki
işletmenin, ‘ilişkili taraf' tanımında belirtilen (d) ve (f) kapsamında
olmayan, sadece ortak bir yöneticiye ya da kilit yönetici personelinin
başka bir üyesine sahip olması.
(b) İki ortak girişimcinin sadece bir iş ortaklığı üzerinde müşterek kontrolü paylaşmaları.
(c) (i) Finansman sağlayanlar,
(ii) Sendikalar,
(iii) Kamu hizmeti şirketleri, ve
(iv) Devlet makamları ve mercilerinden,
işletme
ile sadece olağan iş ilişkileri içerisinde olanlar (işletmenin serbest
hareket etmesini etkileyebilecek ya da karar alma sürecine dahil
olabilecek olsa da).
(d) Bir
işletmenin önemli hacimde işlem yaptığı bir müşteri, tedarikçi, acente,
dağıtımcı ya da genel mümessil (sadece bu işlemlerin sonucu ekonomik
bağımlılık nedeniyle).
|